1 Eylül 2009 Salı

terk-ediliş


Bir ayrılık için en az iki kişi gerekir ve hiçbiri kolay değildir. En derinliksiz, en düz veya sevgisiz insan için bile ayrılık kolay değildir. Çünkü ayrılık kendi başına bir eylemdir ve en bağımsız ruhlusundan, en bağımlısına kadar herkesi yorar. Ayrılığın güzeli yoktur, çünkü her ayrılık kendi içinde bir(kaç) düşkırıklığı taşır. Doğasında ister alışkanlık veya aşk, ister dostluk veya kan bağı olsun her beraberlik en azından bir taraf için emek verilmiş, süreklilik umudu taşımış insan işi bir ilişkidir ve ayrılık bu umudun bitmesinin işareti, aslında başarısızlığının bir başka adıdır. Mutlu aşk vardır da mutlu ayrılık yoktur. Kurtuluş anlamına gelen ayrılıklarda bile bilinçaltının suçluluk veya intikam merkezleri çoktan uyarılmış ve hiç beklenmedik zamanlarda burnunuzdan gelecek kâbuslar veya krizler istikbâl hânenize çoktan kaydedilmiştir. Mecburen veya istemeden oluşan ayrılıklar kadar isteyerek ayrılmaklar-ki, buna terketmek de denir- ve terkedilmek gibi onlarca çeşidi olan ayrılık, yaşam yolculuğunun ’mutlaka’larından biridir. İtiraf etmekte zorlansak da hiç terketmemiş olanımız bile en az bir defa terkedilmiştir. Yaşamdaki en son ayrılık ölümdür ve her ayrılık aslında bir ölüm provasıdır.....

3 yorum:

  1. açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın



    rüzgâr
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    her yerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan



    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    her şey onunla ilgili



    telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sâhili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili



    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fena kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle



    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    hâlâ kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız.

    Atilla İLHAN

    YanıtlaSil
  2. ayrılık için iki kişi gerekir de,
    ya biri diğerini daha önce terketmişse ...

    YanıtlaSil